7 Oca 2026, Çar

Andoz’un Sessiz Nöbeti

Karadeniz Sahil Yolu’nda direksiyon sallarken, Espiye sınırlarına girdiğinizde sizi ilk o selamlar. Yağlıdere’nin denizle kucaklaştığı noktada, sarp bir kayalığın üzerine mühür gibi vurulmuş Andoz Kalesi. Bin yılı aşkın süredir orada; Roma’yı gördü, Bizans’ı yaşadı, Trabzon İmparatorluğu’na tanıklık etti ve Osmanlı’nın fethiyle sükunete erdi. Ancak bugün Andoz, düşman kuşatmasından çok daha ağır bir sınav veriyor: Unutulmuşluk ve vizyonsuzluk.

Andoz Kalesi’nin en büyük trajedisi, “göz önünde ama ulaşılamaz” olmasıdır. Her gün on binlerce aracın geçtiği bir uluslararası yolun hemen kenarındaki bu tarihi yapı, neden Espiye ekonomisine bir kuruşluk katma değer sağlamıyor?
Geçmiş yıllarda yapılan restorasyon çalışmaları, kalenin yıkılmasını engellemiş olabilir ancak ruhunu geri kazandıramadı. Bir kaleyi sadece taşlarını üst üste koyarak ayağa kaldıramazsınız. Orayı yaşayan bir organizma haline getirmek zorundasınız.

Kalenin girişinde sizi karşılayan, o heybetli tarihi anlatan tek bir dijital rehber, çarpıcı bir tabela veya interaktif bir sunum var mı? Maalesef hayır.
Genelde burası için kolay yoldan “Ceneviz Kalesi” denilip geçilir. Oysa Andoz, bölgedeki liman ağının ve haberleşme zincirinin en kritik halkalarından biridir. Giresun Kalesi’nden yakılan bir meşalenin ışığını Tirebolu’ya, oradan da iç kesimlere ileten bir “stratejik akıl” merkezidir. Biz bu akla sahip çıkmak yerine, kaleyi sadece üzerine bayrak dikilen bir kaya kütlesi olarak görmeye devam ediyoruz.

Bugün Andoz’un tepesine çıkıp şehre baktığınızda; bir yanda hızla betonlaşan bir ilçe, diğer yanda ise bin yıldır direnen bir tarih göreceksiniz. Biz hangisinin tarafındayız? Kaleyi sadece uzaktan seyredenler mi olacağız, yoksa onun görkemini dünyaya anlatanlar mı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir